Napoleon’un Rusya Seferi

Avrupa’da 1807’de Büyük Britanya hariç, iki büyük güç vardı. Neredeyse bütün kıtaya boyun eğdirmiş olan Fransızların İmparatoru Napoleon Bonaperte ve Rus Çarı I. Aleksandr. İkisi bir araya geldiler ve Tilsit Anlaşması’nı yaptılar.

Napoleon Çar’a Osmanlı Topraklarını vaat etti, ama iş İstanbul’a gelince durdu. ”İstanbul dünya hakimiyeti demektir” dedi… Nerdeyse günü gününe beş yıl sonra, Napoleon’un Büyük Ordu’su, bu kez Rus topraklarına girecekti.

Napoleon gücünün zirvesindeydi ama denizlerin hakimi Britanya onun kurduğu yeni Avrupa düzenini kabul etmiyordu. İngilizleri dize getirecek silah, ticaret yapmalarını engellemekti. İmparator, Britanya’nın kıtayla ticaretini engelleyecek bir abluka koymuştu.

Büyük Britanya için tek şans, Rusya’yı ambargonun dışına çekmekti. Çar Aleksandr’ın İngiliz gemilerinin Baltık limanlarına mal boşaltmalarına izin vermesi durumu gerginleştirdi.

İngiltere ile gizli bir anlaşma yapan Çar, 1812 başında Napoleon’dan kabul edemeyeceği bir talepte bulundu: Tüm Fransız birlikleri Oder Nehri’nin batısına çekilecekti. Bu bir çeşit savaş ilanıydı.

Napoleon ile Hitler’in Rusya seferleri arasındaki benzerliklerin biri, ikisinin de bu ülkeye girince kararsızlık göstermeleri, seferlerini tutarlı bir plana göre yürütmemeleridir. Bu ülkenin büyüklüğü onları ürkütüyordu.

Ne var ki kararsızlık savaşta en kötü durumdur. Ruslar ikisine karşı İsveç Kralı Karl karşısında benimsedikleri politikayı uygulayacaklar, yani tayin edici muharebelere girmeden önce ”yanmış toprak politikası”yla iyice yıpratacaklardı.

Yanmış toprak politikası, düşmana işe yarar hiçbir şey bırakmadan geri çekilmek, onu en zor koşullarda yürümeye mecbur bırakmaktı.

Düşmanın geçtiği tüm yerleşim yerleri yakılmış, tüm hayvanlar geriye taşınmıştı; taşınamayanlar da öldürülecek, tek çuval un bile bırakılmayacaktı. Bu Ruslar için büyük fedakarlık gerektiriyordu, ama tereddüt etmeyeceklerdi.

Napoleon ise bir asır öncesi Karl ve bir asır sonrası Hitler gibi askeri mekanizmasının üstünlüğüne güveniyordu. …

Napoleon’un umudu Rus ordusunu tayin edici bir muharebede yenip Aleksandr’ı görüşme masasına oturtmaktı. Beş hafta sonra 28 Temmuz’da ulaştıkları ilk büyük kent olan Vitebsk önlerinde bunun gerçekleşeceğini sandı, ama yanıldı.

Büyük Ordu hastalıklarla küçülerek 16 Ağustos’ta Smolensk önlerine geldi. Fransızlar, Rusların burasını savaşsız terk etmeyeceği umuduyla surlara saldırdı ama hasımları bir gün savaştıktan sonra gecenin karanlığında çekildiler.

Şehirdeki 2.250 binadan sadece 350’si yangından kurtulmuştu. Moskova’ya daha 400 kilometre, yani bir aylık yol vardı. Ama Napoleon, geri çekilerek itibar yitirmeyi göze alamadı.

Rus ordusu sonunda başarı kazanacak sabra dayalı bir strateji uyguluyordu, ama sürekli çekilmek moralleri bozmuştu. Napoleon, Barclay de Tolly’in yerine Rus ordularının başkomutanı olan Kutuzof’un Moskova’yı muharebesiz terk etmeyeceğini doğru tahmin etti.

Bu muharebeyi kazanıp Moskova’ya girince Çar’ı görüşme masasına çekebileceğini sandı ki işte bundan çok yanılacaktı.

Kutuzof muharebeyi Moskova’ya 120 kilometre mesafedeki Borodina’da kabul etti. Büyük Ordu yolda hastalık ve baskınlar nedeniyle ölenler, ikmal hatlarınının, cenahların korunması için ayrılanlar ve garnizonlarda bırakılanlardan sonra 156 bin mevcuta inmişti.

7 Eylül’deki Borodino Muharebesi (Fransızlar buna Moskova Muharebesi derler) o kadar kanlı oldu ki, Fransızlar tek bir günde 49 general ve 28 bin asker, Ruslar ise 45 bin asker yitirdiler…

Napoleon yaklaşık 100 bin askerle ilerleyip Moskova’nın altın kubbelerini görünce, resmi bir temsilcinin gelip kenti teslim etmesini boşuna bekledi. Fransızlar batıdan kente yaklaşırken, Moskovalılar da kafileler halinde doğuya çekiliyordu. Son ana kadar kentte kalan Moskova Valisi Kont Rostopçin mahpusları serbest bıraktı. Bunlar Fransızlar geldikten sonra kenti yakmakla görevlendirildi.

Rostopçini kent yakınlarındaki kendi malikanesini de yaktı. Demir kapıya bıraktığı mektup Napoleon’a iletildi. Şöyle diyordu: ”Sekiz yıl bu kırları güzelleştirdim ve burada ailemin yanında mutlu yaşadım. Bu toprağın sakinleri siz yaklaşırken buradan ayrılıyorlar, ben de sizin vücudunuzla kirlenmesin diye evimi ateşe veriyorum…

Fransızlar, size içindeki yarım milyon rublelik eşyasıyla birlikte Moskova’daki iki evimi bıraktım. Burada külden başka bir şey bulamayacaksınız…” …

Yangından sonra Moskova’daki 4 bin taş binadan geriye 200, 8 bin ahşap evden de 500’ü ayakta kaldı. 1600 kilisenin yarısı yıkıldı.

Napoleon’un çekiliş emri için 18 Ekim’e kadar beklemesi felaketi büyüttü. Bu sırada Ruslar ricat yolunu kesmek için tedbirler almışlardı. Çekiliş yolunu korumak için bırakılmış birlikler de erimeye başladılar. Napoleon yenilmişti. Şimdi tek sorun Rusların keseceği faturanın büyüklüğüydü.

18 Ekim’de yola çıkan 108 bin kişi 65 bine inmişti bile. Yanlarında, taşıyamayacakları 596 top ve Moskova’dan yükledikleri (çoğu kiliselerden yağmalanmış) ganimet vardı. Bunlar yolda dökülecekti.

İmparatorun yanında sadece paçavralar içinde 15 bin kişi kalmıştı. Birkaç gün içinde bunlar da 9 binin altına indi. Ruslar Aralık ayının ilk haftasında çekilişi koruyan uzaktaki birliklerden de 36 bin esir aldılar. Bundan sonrası artık düzensiz bir kaçış haline gelmişti. …

Majestelerinin Rusya seferi 450 bin kişinin hayatına mal oldu. Bunların 350 bini Moskova öncesinde öldü. … Napoleon ise Mısır’da yaptığı gibi ordusunu terk edip Paris’e döndü. Oradan gemiyle kaçmıştı buradan kızakla!

Tanju Akad, NTV Tarih, 2012