Çakıcı Mehmet Efe: Yıkarız Konakları

Düzenin bozulduğu, devletin kan kaybettiği dönemlerde oluşan boşluğu mutlaka birileri doldurur. İstanbul’da kabadayılar, Ege’de de efeler haksızlığa ve zulme karşı eyleme geçmiştir.

Osmanlı’nın son yıllarında Babıali hepten gücünü yitirince, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde, hele de Ege’de vali ve mutasarrıflarla kaymakamlar birer ortaçağ derebeyi gibi, kafalarına estikçe halktan vergi toplamaya, olur olmaz zamanlarda asker devşirip kendi “küçük ordularına” katmaya başlamıştı.

Çakıcı ya da Çakırcalı Mehmet Efe bu derebeylik düzenine isyan edenlerin başını çeker. Dağa ilk çıkış nedeni babası Çakırcalı Ahmet Efe’nin öldürülmesidir, devlet adını kullanarak halka zulmedenlerce.

Yanına babasının kızanlarını da alarak dağları mesken tutar. Nefret ettiği “derebeylik düzenine” karşı çıkar, onların gönderdiği jandarma birliklerini Gediz Nehri’ni çeviren dağlık araziye sokmaz.

Yörede derebeyi olarak anılan ancak devletin temsilcisi olmalarına rağmen millete zulmeden mutasarrıf, kaymakam ve onların kemik yalayıcısı ağaları dağa kaldırmış, fidye almış ve bu paralarla camii, yol, çeşme yaptırmış, köy düğünleri kurdurmuş, yiyecek, giyecek dağıtmıştır.

Adını kullanarak eşkıyalık yapanlara ve efeliğin adını kirletenlere acımasızca davranır.

Çakırcalı adını kullanarak bir köyü basan ve köylünün kızlarını dağa kaldıran Arnavut çetesine verdiği ceza, halka zulmedenlere duyduğu öfkenin örneği sayılır.

Bu çetenin tümünü yakalar, ellerini bağlayarak bastıkları köye getirir, yaptıklarını köylünün önünde anlatır, sonra da tümünü idam eder köy meydanında.

Zalimliğiyle tanınan Mustafa Ağa’nın evini basar bir gün; adam tövbe eder, Kuran’a el basar, 200 altın öder efeye.

Efe de bu parayı Mustafa Ağa’nın zulmettiği köylüye dağıtır. Ardından Kızoğlu Mehmet Ağa‘yı dağa kaldırır, fidye alır, on köyde düğün kurar, parayı yeni evlilere bölüştürür.

Aydın bölgesinin ünlü Arpazlı Osman Ağa’sının evini basıp daha önce defalarca tembih etmesine rağmen, köylünün malını pazara götürmek için kullandığı Menderes Köprüsü’nü onarmadığı için evini ateşe verir.

Köprünün onarımına hemen ertesi gün başlanır ve üç ayda bitirilir…

Sonunda 10 Aralık 1910 tarihinde bin kişilik askeri birlik izini sürer ve uzun süren bir çatışma sonucu öldürür Çakırcalı’yı. Kızanları başını, el ve ayaklarını keserler ceset teşhis edilemesin diye.

Ancak karısı baldırındaki bir et beninden tanır. Ceset Nazilli’ye getirilip hükümet konağının kapısına bacaklarından asılır. Cesedi günler sonra karısı Iraz alıp toprağa verir…

Kendisi gider ama Türküsü kalır geride:

İzmir’in kavakları, dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı, yıkarız konakları…